Ghost

Her duygunun tınısı vardır. Söze gerek yok. 

Düşen bir yaprağa bağladım hayatımı 

olsun artık diyorum ne olacaksa 

paralı bir asker miyim neyim 

ekleyip duruyorum sabahları akşamlara 

ve kendimi arıyorum meşgul çalıyor 

gerçi söylenmez böyle şeyler ulu orta 

aşk diyor başka bir şey demiyor kalbim 

nasıl bir dostluk ki bu, hem kadim 

hem de mayhoş elma tadında. 

sorma, 

elim kırılsın bir daha 

dokunursam güneşe. 

II 

kendimi de koysam ayağımın altına 

yine de yetişemiyorum ey aşk, 

omzunun hizasına. 

çünkü bende birikiyor her şeyin tortusu 

ve ayağını kaldırıyor dünya, konuşurken benimle. 

budanan oğullar gibiyim sessiz ve narin 

nereye konsam geri sayım başlıyor 

kurcalıyor beni bir çırağın elleri 

ah, unufak olsam ve desem ki 

ağzın tat görmesin hayat 

kandırdın beni. 

sorma, 

üstü açık araba 

dünya dediğin. 

III 

kılpayı kaçırılmış bir şeyin 

bıraktığı ardında 

neyse oyum ben. 

yaralı serçe, benim için dua et: 

gök bir kayalık gibi şimdi üstümde 

dr şükrü öncüoğlu’ndan üç ayda bir reçete. 

sorma, 

yangın sönseydi suyla 

denizler her akşam böyle yanmazdı. 

IV 

acıyan bir şeyim ben buradan çok uzaklarda, 

ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla 

çünkü nasıl bir şey biliyorum itin taştan korkması 

bir yastık arıyorum kuş seslerinden 

mühim değil sonrası. 

sorma, 

siliniyor her şey, hatta uçurtma 

takılıp kalıyor göğe. 

yakar top oynayan melekler gördüm güneşle 

ve büyük çiftçiler, dağları biçen 

yolundaydı her şey ben bile yolundaydım 

ama 

kıyıya vardığımda kendimi unuttuğumu anladım 

karşı kıyıda. 

sorma, 

kaldım altında 

devirince kitabı. 

VI 

şiirler söyledim belki duyarsın diye 

çığlığıydım içinde dilsiz bir şehzadenin 

sana seslendim durdum bu küçük odadan 

acımı duy, sensin pusulam benim 

ki dünya 

silinmiş bir harita 

gibi yabancı bana. 

sorma 

usulca uzandığında 

bir ceset oluyorsun öpüldükçe şımaran.

İbrahim Tenekeci

Darda kalan Dua ettiğinde yetişen kimdir.?

Neml- Suresi / 62 

Sorun şu ki Tanrım, gömleğim önden yırtıldı.
Gömleğim önden yırtıldı ve artık hiç kimseye masumiyetimi ispat edemiyorum. Bu bir kaza sadece ve sonucu değiştirmiyor.

Kuyuda saklanıyorum uzun yıllardır. Gelip geçen kervanlardan gizliyorum kendimi. Esir olmak korkusu, pazarlarda satılmak korkusu yapışıyor boğazıma. Kendi karanlığımda boğulmayı seçiyorum. Dışarı çıktığımda gökyüzünü ciğerlerime çekip, çocukları havasız bırakmak endişesi var üzerimde. Böylesi garip ve bir o kadar saçma endişeler taşıyorum.


Oysa ne Meryem’in iffetinden şüphe etmişliğim var ne de Magdalena’ya bir tek taş attım. Gömleğim önden yırtıldı ve artık kimseye anlatamıyorum suçsuzluğumu. Tanrım bu nasıl bir yorgunluktur?

Uhud az önce sona ermiş gibi nefes nefese yürüyorum. Sözlerin nasıl da yoruyor bedenimi. Sarsılıyorum, titriyorum, ateş vücudumu sarıyor. Gözleri çalınmış savaşçılar dolduruyor uykularımı. Kadınların çığlıklarıyla uyanıyorum gece yarıları. Yatağımdan ölü çocukların şarkılarını topluyorum sabahlara kadar. Şeytanın kirli tırnak aralarından besleniyor kentliler.

Işık, biraz ışık lütfen!

Mabedlerin karanlığında günaha el açıyoruz. Biraz inşirah lütfen!

İstatistik tablolarında ölümler düşüyor payımıza. Gazete manşetlerinde tüketiyoruz hayatı. Hayata gözlerimi kapıyorum. Hayata kalbimi kapıyorum. Hayata ruhumu kapıyorum. Sesler ve ışık yok artık. Aşk ve merhamet yok. Böylesi yoksuluz işte Tanrım! Kentin büyük ve gösterişli binalarına sıkışmış ruhlarımız. Bir gün uzaklarda düşeceğim. Kimselerin tanımadığı yerlerde düşeceğim ve öylece kalakalacağım. Bedenimden yayılan kokular rahatsız edecek iyi giyimli insanları. Korkarım bir gün uzaklarda düşeceğim. İşte böylesi korkular düşüyor birden üzerime ve ben ne yapacağımı şaşırıyorum. Kiminle konuşacağımı ve nereden başlayacağımı sözlerime. Kelimelerin dişlerimin arasında sıkışacağından ve hep yarım kalacağından cümlelerin. Başlayıp da yarım kalmış aşklarım gibi.


Tam söyleyecekken dilimin tutulduğu aşk itirafları gibi. İtiraf edilmemiş aşkların mezarlığına dönüyor kalbim. Ya yağmur bastırıyor o sırada ya da bir yaprağın dansına takılıyor gözlerim. Sık sık uzaklara dalıyorum. Sanırım ben uzaklarda düşeceğim. Otobanda ölmüş kediler tırmalıyor zihnimi. Ben en çok ateş böceklerine kanıyorum.

Sorun şu ki Tanrım; gömleğim bir kavgada önden yırtıldı ve ben kimselere anlatamıyorum. Kimseler inanmıyor gözlerimdeki yaraların gerçek olduğuna. Oysa ne Meryem’in iffetinden şüphe ettim ne de Magdalena’ya bir tek taş attım.

Kalbime sıkışmış bir hayvan içimden kemiriyor bedenimi. Sık sık uyanmam bundan gece yarıları. Çalan her telefondan ürküyorum. Yastığımla başımı kapatıp kurtulmaya çalışıyorum. Söyleyebileceğim hiçbir şey yok. Artık buradan gitmelerini ve başka kabuslara düşmelerini diliyorum. Bu gecenin hiç bitmeyeceğinden korkuyorum. Yaşlı kadınların hayatlarını çalıyor kargalar. Her sabah evlerin önünde siper tutuyorlar. İşte böylesi endişeler çınlıyor kulaklarımda. Böylesi gereksiz, böylesi saçma. Tanrım biliyorum senden çok şey istiyorum. Ve biliyorsun ki artık bir başkası yok. Ve biliyorsun ki kalbim yarılacak.

Biliyorsun

ki

geceler

uzamaya

başladı.

Biliyorsun ki, “yalnız hüznü vardır, kalbi olanın”

/Tarık Tufan

Her acı çekene hayatın devam ettiğini hatırlatmalarından nefret ediyorum. O anlarda hayat devam etmiyor aslında. Sen durduğun anda hayatta duruyor. Ama sen yitirmeye devam ediyorsun.

Tarık Tufan

"Giderken, kızdığımız her şey nasıl da anlamını yitiriyor. 
Geriye sadece hüznü kalıyor mazinin. 
Avuçlarımızda tuttuğumuz acının tozuyla el sallıyoruz birbirimize. 
Havaya karışan seslerimiz, sevinçlerimiz, kederlerimizle yıkanıyor yolculuğumuz. 
Sesi hiç dinmiyor kulaklarımızda, 
büyüyüp kalbimizde çağlayan o anne dualarının. 
Herkes bir hoşçakal kadar yalnız, 
herkes bir veda kadar kimsesiz duruyor kapısında zamanın.”

Kanla Kirlenmiş Evrak
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.Aşklarım, inançlarım işgal altındadırtabutumun üstünde zar atıyorlarcebimdeki adreslerden umut kalmamıştırtoprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlardenize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşlarıgeçmiş günlerimi aşağılamaktadır.Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarınıkadınlar fazlasıyla günaha giriyorlarbazı solgun gömleklerin çözük düğmelerindençelik tırpan gibi silkiniyor çocuklardenizin satırları arasında.Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrinküfre yaklaştıkça inancım artıyor.Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkındaöyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktansaçlarım çok yoruldu gençlik uykularımdaacılar çekebilecek yaşa geldiğim zamanacıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabınbaşından başlayabilirim.
İsmet Özel

Kanla Kirlenmiş Evrak

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.

İsmet Özel

(Source: 1nartanesi)

En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

(Source: fthlc)

Hayatım: daimî ve tanımsız bir hasret.

Kemal Sayar

Görünen o ki;büyük şehirlerimiz ileride daha az yeşil daha az tabiat,daha az sükûnet ve buna karşın daha çok yol,daha kalabalık nüfus,daha çok endüstri,daha kirli hava,daha kirli deniz,daha çok koşuşturmaca ile dolu olacak.Bunlar kehanet değil.Şimdi tablo bu iken insan nasıl (u)mutlu olabilir?

Mustafa Kutlu/Nur

Herkesin bahanesi var, senin yok
günahlı bir gölgenin serinliğinde
biraz bekleyebilirsin, daha sonra
burada kalamazsın, başa dönemezsin
ama dön
Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!
Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön!
Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön!”

İsmet Özel

Gözlerimi kapayacak bir yer bulamadım
Bana cevap verecek bir dost bulamadım
Beni alıp götürecek bir dalga bulamadım
Endişemi dile dökecek bir tek söz bulamadım
İnsandaki nefreti söküp atacak tek bir ezgi bulamadım
Halkımı bulamadım, ailemi, mutluluğumu, yolumu bulamadım
Hislerimi tutuşturacak bir köz bulamadım.

Allah yalnızlarla konuşur

 

(A Daring Street Art Escape from a Crumbling Building by Daan Botlek | denlArt gönderdi)

RuhtaBirikmişSözler